Rüyalarım yetmedi hayallerine. Uyandım ve kavga ettim sabahlarla. Lanet ettim günün ilk ışığıyla güneşe ve bin bir kırıkla döndüm sana. Şimdi çaresiz, şimdi sisli bir çift gözle inisiyatif beklerim senden. Tüm hayatımı düşürmüşüm bir sıcak gülümseyişine. Avuçlarımı kanatırcasına güle mahkum ettim ellerimi. Şimdi kanla damlar gençliğim, ellerimden akar toprağa. Yolum uzundur, yüreğim isyan. Alır götürür belki bu rüzgar beni, senin yanına. Çiçekler kuşatmış dağları bak. Bir işgaldir sevdan, karış karış teslimim ben bu aşka. Susmak bilmez ki ne gece ne ay. Dolar yaramaz çocuk gibi içime, gecenin ürkütücü çığlığı. Ben sigara dumanında, ben ateş altında yanarım. Bir tablo gibi durur yüzün. Sen değil misin bana sanatı öğreten güzel kadın. Anlamsız her şeyi anlamlandırmak gelir içimden, bir türlü anlamam, anlatamam kendimi. Bak şehirlerde kanıyor, bir yanı göç, bir yanı isyan. Bak dağlar düşüyor yoluma çiçekler içinde. Tüm yollar sana çıkıyor, yaratılış sebebisin doğanın desem, korkarım haksızlık etmekten. Adını her şeye verdim, barış sen oldun, bahar yine sen. Yokluğunda seni yaşamak düştü bana; bilmem bir şarkı, belki bir şiir gibi. Yokluk kelimesinin anlamı doluyor her gün gözyaşlarıyla. Kelimeler senle şekilleniyor. Hayallerinde kavruluyor sayıklamalarla cümlelerim. Ben ateşlerin ortasında; oysa şiirlerim yanıyor buharlaşmış kelimelerle. Yokluk anlatılmaz dedin sen bana; Yokluğun yokluğumdur dedim, sevgilim.
|